Turkuaz denizin kıyısında, bir uçurum başında, kadim Likya mezarlarının Akdeniz'i beklediği, çam ormanlarının kuytu koylara doğru indiği bu topraklarda başka türlü bir lüks doğdu. Mermer lobilerin, altın avizelerin lüksü değil bu. Güneşte ısınmış taşta yalınayak başlayan sabahların, terasınızdan gördüğünüz bahçeden sofraya gelen yemeklerin, sizinle konuşacak kadar derin bir sessizliğin lüksü.
Soulsetters tek bir soruyla başladı: Bir otele varmak, eve dönmek gibi olabilir mi? Daha önce gördüğünüz bir eve değil, ruhunuzun hep bildiği bir eve. O sorudan dört marka çıktı, her biri kendi karakteriyle: Perdue’de ağaçların arasında yazılmış bir şiir, Nautical Hotel’de deniz kıyısında içten bir yakınlık, Blue Voyage’da açık denizin dizginsiz özgürlüğü, Rups’ta kıyının temposu.
Biz tatil köyü kurmuyoruz, huzur yetiştiriyoruz. Taşın hepsi yerel, kirişlerin hepsi yeniden kullanılmış; bahçelerin başında bu toprağı bilen eller var. Şeflerimiz yamaçlardan ot toplar, rehberlerimiz Likya Yolu’nda yürür, oda ekibimiz kır çiçeklerini vazolara dizer; burada güzellik dışarıdan gelmez, ayağınızın altındaki topraktan biter.